gurup vakti
  Kur'ani anlamak ve yasamak
 




 

Kur'anı anlamak ve yaşamak  

  

  Ali Çatalyürek

 Kainatı yoktan var eden ve insanlığın kurtuluşu için Kur'an'ı gönderen Allah'a hamd; salat ve selam O'nun peygamberlerine ve O'nun izinden giden mü'min ve mü'minelerin üzerine olsun. Kur'an'ı anlamak ve yaşamaktan önce, Kur'an'ı çok iyi tanımak gerekir. Yoksa Kur'an tanınmazsa, anlaşılmazsa, neye inanılacağı, nasıl yaşanılacağı bilinmez, kişiyi çözemeyeceği, altından kalkamayacağı bir sürü problemlerle karşı karşıya bırakır.

 Kur'an-ı Kerim'in her şeyden önce varlığında şüphe olmayan, yarattıklarını kusursuz olarak yaratan, yaşatan, ezeli ve ebedi mülkün sahibi Allahu Teala (c.c.) tarafından vahiy meleği Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Arabca olarak yirmiüç yıl zarfında indirilen, Fatiha suresi ile başlayıp Nas suresi ile son bulan, günümüze kadar hiçbir lafzı değişmeyen ve kıyamete kadar da tilaveti ile de ibadet olunan ilahi bir kitap olduğuna şek ve şüphesiz inanıp iman edilmesi gerekir

 Kur'anı Kerim'in, mutlak sahibi Allah (c.c.) olduğuna, dünyada insanların yol bulmalarına bir rehber, toplumuna devlet, halkına mektep, hem hidayet, hem de rahmet kitabı olduğuna, hayatı boyunca şifa bulacağı bir eczane, "(Kalbinde) korku duyan kimseye öğüt olmak üzere (gönderildiğine)" (Taha,. 20/3), kainatın en büyük kitabı olduğuna, hayat düsturu, kadına iffet, erkeğe vakar bahşeden, ölü kalbleri dirilten, kalbi düşüncelerden arıtan, insnanı olgun bir kalıba sokan, ruhun gıdası, ilmin ana kaynağı olduğunu, bir beşer sözü değil, herşeyi ilmiyle kuşatna Mutlak Varlığın katından indirilmiş ilahi bir kitap olduğuna inanıp iman edilmesi gerekir

 Kur'an-ı Kerim'in çok özel bir kitap olduğuna, diğer kitaplardan çok farklı olarak dar bir çerçeve içerisinde değil, belli bir zamana, mekana ve belli bir topluma değil, kıyameten son anına dahi yetişen bütün insanlığa, bütün zaman ve mekanlara hitap ettiğine, kişinin yaradanını tanımasına ve Rabbine götürecek tek yolun Kur'anı Kerim olduğuna inanması ve iman etmesi gerekir

 O halde müslümanın, Kur'an'ı nasıl anlaması ve yaşaması lazım? Kur'an'ı anlayan ve yaşaya; Kur'an'ın anlaşılan ve yaşanılan bir kitap olduğunu bilir. "Benim lisanım Türkçe, İngilizce veya Almanca, ben Arapça anlamam, anlayamam" felsefesini bırakır. Rabbimizin, Zuhruf 43/3'de: "Biz bu kitab(Kur'an)ı anlnayasınız diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik" fermanına boyun eğer. Arapça Kur'an yerine başka lisanlarla okumanın Kur'an'a ihanet olduğunu bilir

 Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; yaratıklar içerisinde insanın en şerefli ve en kaliteli bir varlık olduğunu, ona göre Kur'an'ın Tin 95/4; "Biz, şüphe yok ki insanı, ahsen-i takvimde (düzgün bir şekilde, güzel bir suretin mükemmel bir mizacın ve çeşitli duyuların sahibi, pek çok gizli kabiliyetlere malik ve ilahi emanetin yüklenicisi olarak) yarattık" ayeti ışığında, şahsiyetini ve kalitesini korumak için Kur'an'ı temiz ağzı ile harflerin mahraçlarına ve tecvid kaidelerine riayet ederek okunacağını, aklı ile de okuduğunu tasdik edip, emri bi'l-ma'ruf, nehyi ani'l-münker'e göre kendisini yönlendirmesini bilir. Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; her ne kadar işlediği günah büyük olursa olsun, Allah'a rücu edip Nasr, 110/3'de bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan, tevbeleri kabul eden Rabbinden bir daha hatalara geri dönmemek kaydı ile samimi olarak af dilemisini bilendir

 Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; gerçek manasını kavramanın, hayat muharebesine katılmak, isyan halindeki dünyaya ve içindeki müstekbirlere savaş açmak olduğunu bilir. Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; Kur'an'ın ihtiva ettiği hakikatlere sadece, O'nun lafzını ezbere tekrarlayarak ulaşmanın imkansız olduğunu, ancak hakikatleri, tavizsiz kabule davet etmekle anlayabileceğine, hissedebileceğine ve kavrayıp yaşayabileceğine inanır 

Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; Kur'an'ın artık sadece ölülere okunan ölü kitabı olmadığını, karı-kocaya mutluluk getiren veya karı-kocayı birbirinden ayıran büyü kitabı olmadığını, yıllarca açılmadan duvarlarda asılı durup evi, televizyon üstünde veya araba içinde kazayabelaya veya hırsızlığa karşı koruyucu bir bekçi olmadığını, her an hayatın her dalında irtibat halinde olacağını, O'nsuz ve O'ndan uzak yaşamanın ruhsuz, acımasız, merhametsiz, duygusuz, ölü bir yaşam, hüsran ve tuğyan olduğunu bilir

 Kur'an-ı Kerim'i müslüman nesillere öğretmek, Kur'an'ın korunması konusunda onlara mes'uliyetlerini hissettirmek, O'na dil uzatanlara karşı müdafaa görevini yerine getirmek, her müslümanın vazifesidir. Kur'an'ı öğrenmek ve öğretmek, bizler için izzetin, şerefin ve saadetin önemli bir vesilesidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir" buyurmuşlardır. (Buhari, Fezailü'l-Kur'an, 21). Bütün müslümanların Kur'an okumayı, öğrenmeleri ve ayrıca onu anlamaya çalışmaları, üzerlerine düşen önemli görevlerden biridir. Bütün yeryüzü müslümanları, buna özel bir ilgi ve itimam göstermelidirler. Çünkü bu konu, müslümanların müştereklerinin başında gelir 

Kur'an'ı anlamak ve onunla amel etmek, esastır. Anlama azmi olmadan ve sevap kazanma duygusundan mahrum olarak sadece okumak ve amel etmeksizin, sadece anlamak bir hayır ve fazilet olarak kabul edilmez. Amel edilmeyen bilgi, fayda vermediği gibi hoş da karşılanmaz. Saff suresi 61/23'de: "Ey iman edenler, yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmadığınız, yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah'ın yanında büyük bir hışmı gerektirdi", "Kur'an ilimlerinin her birini öğrenmek, neşretmek, muhkemini, müteşabihini, nasih ve mensuhunu, umum ve hususunu bilmek de ümmet üzerine farz olan hususlarıdır. Bu konularda alim yetiştirilmezse topyekün ümmet sorumlu olur." (İmam Nevevi, Riyazu's-Salihin, c. 2, s. 56) 

Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; dünyanın konaklama yeri olmadığını, Muhammed 47/36'da: "Dünya hayatı(nın) ancak bir oyun ve eğlenceden ibaret" olduğunu, eliyle kaztandıklarından ahiret yurdunu gözetmesini ve Allah yolunda infak etmesini bilir. En'am 6/32: "Dünya hayatı bir oyundan, bir oyalamadan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise (devamlı, nimetleri yok olmaktan uzak olup) müttekiler için elbette daha hayırlıdır. Hala (bunun farkına varıp) düşünmez misiniz?" ayetiyle, Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; dünyanın süsüne, çekiciliğine gönülden bağlanmaz. Bu dünyanın geçici olduğunu, Allah'a ve ahirete giden yolda buranın bir durak olduğunu, yaptığı hayırdan ve şerden zerre miktarı da olsa hesap vereceğine inanır. (Zilzal, 99/78) 

Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; Allah'ın kendisine verdiği maldan, ihtiyaç sahiplerini gözeten, Allah yolunda dağıtabildiği için şükreden, elindeki malı, zenginliği kaybettiğinde de sabretmesini bilen, Bakara 2/155'de, "mallardan, canlardan, açlıkla, toklukla imtihan olduğunu, sabredenleri müjdele" ayetine tevazu ile boyun eğmesini bilendir. Çünkü gerçek malın ve mülkün sahibinin Allah (c.c.) olduğunu, dilediğine dilediğinde veren, dilediğinden de alan olduğunu bilir. 

Kur'an'ı anlayan ve yaşayan; yalan söylemez, dedikodu yapmaz. Hucurat 49/12: "Birbirinizin kusurunu araştırmayın, kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın. Sizden biriniz ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? İşten bundan tiksindiniz" ayetine boyun eğer, hazır bulunmayan kardeşini kötüleyip gıybetini yapmaz. Borç bir şey aldığında iki şahitle, Bakara suresi 2/282 nci ayetin hükmüyle aralarında senet yapar, söz verdiği gün, sözünde durur, iade ederken de tebessümle teşekkür etmesini bilir.


 
  Bugün 2 ziyaretçi (48 klik) buradaydı  



   

Selam Dünya !..gurup vakti bir aile sitesidir. çorbada tuzu olsun isteyenler, tenkit ve tavsiyeleri için (alt1946@windowslive.com) veya ( mim.sait@hotmail.com ) adreslerine e posta gönderebilirler !.. gurup vakti -Ailenizin Sitesi








Diese Webseite wurde kostenlos mit Homepage-Baukasten.de erstellt. Willst du auch eine eigene Webseite?
Gratis anmelden